Yakın tarihimiz: Yazgan’ın ‘Herkesin Bildiği Sırlar’ yazısı
Milli Gazete yazarı Recep Yazgan, 14 Ekim 2025 tarihli köşesinde “Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar” başlıklı yazısıyla gazeteci Yaşar Gören’in üç ciltlik “Bir Gazetecinin Kaleminden Belgelerle Yakın Tarihimiz” eserine dair değerlendirmelerini aktardı, kitap etrafındaki tartışmalar ve yargı kararlarıyla birlikte konuyu yeniden gündeme taşıdı.

📌 Bu haberde ne var |
Yazgan’ın Milli Gazete’deki yazısında öne çıkan tespitler, Yaşar Gören’in üç ciltlik eseri ve kullandığı sert terminoloji, esere yönelik eleştiriler ve savunular, savcılığın “kovuşturmaya yer yok” kararı ile ifade özgürlüğü vurgusu ve yakın tarih tartışmalarının yeni ekseni.
Bu haber şu sorulara yanıt veriyor:
- Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar yazısında hangi iddialar ve yorumlar öne çıktı?
- Yaşar Gören’in kitabı neden tartışma yarattı, hangi yargı süreçleri yaşandı?
- Recep Yazgan’ın çağrısı yakın tarih tartışmalarında nasıl bir konum öneriyor?
Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar Önemi
Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar yazısı, kamuoyunda bilinen fakat tartışması ertelenen başlıkların bir araya gelişini görünür kılıyor. Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar çerçevesinde Yazgan, tartışmayı kişilerin etiketlenmesinden çıkarıp metin, belge ve yöntem üzerinden yürütme çağrısında bulunuyor. Bu yaklaşım, YouTube yayınları gibi dijital mecralarla genişleyen okur kitlesi ile akademik eleştirilerin kesiştiği bir alanı işaret ediyor. Tartışmanın odağında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinin nasıl okunduğu, hangi kaynakların hangi dil ve yöntemle kullanıldığı yer alıyor. Böylece yazı, ifade özgürlüğü sınırları ile tarih yazımının akademik standartları arasındaki gerilimi yeniden konuşma imkanı sunuyor.
Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar Detayları
Recep Yazgan, Milli Gazete’de yayımlanan yazısında Yaşar Gören’in üç ciltlik eserini ikinci baskıdan temin ettiğini belirterek, “herkesin bildiği ama konuşmadığı” tarih başlıklarını okuyucuyla paylaşacağını söylüyor. Gören’in “İthaf ve Teşekkür” bölümündeki Osmanlı’nın yıkılışına dair “ihanet” vurgusu, Mustafa Kemal’in Filistin cephesindeki rolüne ilişkin ağır eleştiriler ve Lozan’ı toprak kaybı üzerinden okuyan yaklaşımı Yazgan’ın aktardığı bölümler arasında. Kitapta İttihat ve Terakki’ye “terör örgütü” nitelemesi yapılması, Enver Paşa, Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir ve İsmet İnönü gibi isimlerin sert biçimde ele alınması, tartışma alanını genişletiyor.
Yazgan’ın yazısında yer verdiği bilgiye göre, eserden yapılan paylaşımlar üzerine Atatürkçü Düşünce Derneği ve bazı vatandaşlar savcılığa ve CİMER’e başvurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7 Ağustos 2024 tarihli kararında paylaşımların suç unsuru taşımadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildi. CİMER’e yapılan isimsiz ihbar dosyası da benzer gerekçelerle kapatıldı. Yazgan ayrıca Gören’in akademiye dönük eleştirilerini ve Cahit Arf’tan aktarılan alıntıyı yazısına taşıyarak, “resmî tarih–alternatif okuma” eksenindeki gerilimi görünür kılıyor.
Yakın tarihimiz: Herkesin Bildiği Sırlar’a dair açıklamalar
“Okudukça, tarihe meraklı herkesin bildiği fakat sır olarak kalması gerektiğine inanıldığından açıklanmayan tarihi gerçekleri paylaşmayı düşünüyorum.” | Recep Yazgan, Gazeteci-Yazar
“Tarihte kurduğumuz en büyük devlet Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Devlet-i Aliyye kendi ordusunun ihanetine uğradı. Bu kitap, bu benzersiz ihanetin kitabıdır.” | Yaşar Gören, Gazeteci-Yazar
“Düşünceyi açıklama özgürlüğü, yalnızca genel kabul gören zararsız fikirleri değil, rahatsız edici ve sarsıcı düşünceleri de kapsar. Somut olayda paylaşımın suç unsuru oluşturmadığı anlaşılmıştır.” | İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Karar metni
“Akademi görevini yapmadı; tarih yazmadı. Akademinin yazdığı tarih, tarih değildir.” | Yaşar Gören, Gazeteci-Yazar
“Öğretim üyesi arkadaşlarımızın çoğunun bilime dair bariz ilgisi yoktu. Asıl hedefleri rütbeydi.” | Cahit Arf, Alıntı aktarımı
❓ Cevabı Olan Sorular
Yazgan’ın yazısının odağı nedir?
Gören’in eserindeki iddiaları ve dili, yargı sürecindeki kararlar ve ifade özgürlüğü vurgusuyla birlikte tartışmaya açmak.
Kitap hangi yönleriyle tepki çekiyor?
Osmanlı’nın yıkılışını “ihanet” ekseninde yorumlaması, İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına yönelik sert nitelemeler kullanması.
Savcılık kararı ne diyor?
Paylaşımlarda suç unsuru görülmediği için “kamu adına kovuşturmaya yer olmadığı”na karar verildiğini belirtiyor.
Akademiye ilişkin hangi eleştiriler var?
Gören, akademinin yeterli tarih yazımı üretmediğini savunuyor; Yazgan bu eleştiriyi metne taşıyarak tartışmayı büyütüyor.
Yazgan hangi çağrıyı yapıyor?
Tartışmanın kişisele indirgenmeden, belgeler ve yöntem üzerinden serinkanlı biçimde yürütülmesi çağrısı yapıyor.
🤔 Merak Edilen Diğer Sorular
- Eserde atıf yapılan belgelerin erişilebilirliği ve doğrulama yöntemi nedir?
- Akademik çevreler bu tartışmayı hakemli bir zeminde nasıl ele alabilir?
- Dijital mecralarda hızla yayılan tarih anlatıları nasıl denetlenebilir?
- Yeni baskılarda eleştiriler ışığında yöntemsel açıklamalar eklenecek mi?
- İfade özgürlüğü sınırları ile nefret söylemi ayrımı pratikte nasıl korunur?
📝 Editörden
Gazete köşesinde başlayan bir cümle bazen yılların tortusunu yerinden oynatır. Yazgan’ın metni de tam burada duruyor; okuru taraftarlık ile mesafe arasındaki çizgiye davet ediyor. Sert bir dilin bıraktığı yankı, kaçınılmaz olarak kanıt ve yöntem talebini büyütüyor.
Bugün tartışma yalnızca “hangi yorum doğru” sorusundan ibaret değil. İfade özgürlüğünün sağladığı geniş alanda, tarih metinlerinin nasıl çoğaltılacağı, nasıl sınanacağı belirleyici olacak. Dijital yayınların etkisiyle hızlanan dolaşım, soğukkanlı bir okumanın yerini kolayca gürültüye bırakabiliyor.
Akademi eleştirisi yeni değil ama kalıcı bir çözüme bağlanmadı. Belgeler masanın üzerine serildiğinde, yöntemin soruları netleştiğinde hem metinler hem de kamu vicdanı ferahlar. Sorulması gereken yalın bir cümle kaldı: Gürültüyü azaltıp kanıtı çoğaltan bir tartışmayı gerçekten kurabilir miyiz?
