Türkiye’nin Stratejik Diplomasi Dönüşümü (2020-2025): Ekonomik, Yatırım ve Askeri İşbirliği Anlaşmalarının Analizi

I. Yönetici Özeti ve Stratejik Bulgular

2020 ile 22 Ekim 2025 tarihleri arasını kapsayan bu dönem, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası ilişkilerinde yüksek yoğunluklu diplomatik aktivitenin ve stratejik anlaşmaların operasyonel hale getirilmesinin zirvesini temsil etmektedir. Bu süreçte imzalanan ve onaylanan ekonomik, yatırım, askeri ve sektörel işbirliği anlaşmaları, ülkenin dış politikasının “çok eksenli” bir yapıya doğru kesin bir kayma yaşadığını somutlaştırmaktadır. Anlaşmaların coğrafi odağı, geleneksel Batı ekseninin ötesine geçerek Asya-Pasifik ve Afrika kıtalarına doğru belirgin bir şekilde kaymıştır.

Temel bulgular, savunma sanayiinin artık sadece ulusal güvenlik ihtiyacını karşılayan bir sektör olmaktan çıkıp, ekonomik yatırım ve teknoloji transferinin öncüsü bir diplomatik kaldıraç olarak konumlandığını göstermektedir. Bu dönemdeki en önemli anlaşmalar, teknolojik bağımsızlık arayışını ve uzun vadeli kaynak güvenliği (enerji ve kritik mineraller) hedefini yansıtmaktadır. Irak ile güvenlik, sağlık ve istihdam protokollerinin onaylanması gibi komşu ülkelerle yapılan anlaşmalar ise bölgesel istikrarı kurumsallaştırma çabasının bir göstergesidir. Genel olarak, bu dönem, uluslararası taahhütlerin hızla yasal zemine oturtulduğu (Resmi Gazete onayı) ve diplomatik hedeflere ulaşmada hızı bir araç olarak kullanan, merkeziyetçi bir dış politika yönetiminin etkinliğini sergilemektedir.

II. Uluslararası Anlaşma Mekanizması ve Yasal Çerçeve

A. Anlaşmaların Hukuki Statüsü ve Onay Süreçleri

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların iç hukukta yürürlüğe girmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) onayı ve ardından Resmi Gazete’de yayımlanması zorunluluğuna bağlıdır. Bu mekanizma, uluslararası taahhütlerin yasal bağlayıcılığını ve toplumsal şeffaflığını sağlamaktadır. 2020-2025 dönemi incelendiğinde, diplomatik hızın bu onay süreçlerine de yansıdığı gözlemlenmektedir. Örneğin, Bağdat’ta 22 Nisan 2024’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nın kısa süre içinde onaylanması, stratejik öneme sahip anlaşmaların operasyonel hale getirilme kararlılığını göstermektedir.

Yine bu dönemde, Türkiye’nin dört farklı ülke ile yaptığı anlaşmaların onaylanmasına dair kanunların Resmi Gazete’de yayımlanması, dış ilişkilerin hukuki zeminini sürekli olarak güçlendirme politikasının bir parçasıdır. Anlaşmaların takibi ve terminolojisinin yönetimi, T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı bünyesindeki Terminoloji Veritabanı (TermAB) gibi birimler aracılığıyla sürdürülmektedir, bu da kurumsal hafızanın ve bilgi yönetiminin önemini vurgular. Bu hızlı operasyonel onay süreci, Türkiye’nin yeni dış politika taahhütlerini hızla yasal zemine oturtma kapasitesini teyit eder; geleneksel olarak uzun süren onay süreçlerinin kısalması, diplomatik hedeflere ulaşmada hızı bir araç olarak kullandığını gösterir.

B. Anlaşma Türlerine Göre Kategorizasyon

İncelenen dönemdeki anlaşmalar, kapsadıkları alanlara göre üç ana kategoriye ayrılabilir:

  1. Askeri ve Güvenlik Protokolleri: Özellikle savunma sanayii ihracatına dayalı ortak üretim ve teknoloji transferi anlaşmaları ile bölgesel güvenlik işbirlikleri (örn. Irak ile güvenlik anlaşmaları).
  2. Ekonomik ve Yatırım Anlaşmaları: Enerji, madencilik, ticaret ve finansal işbirliğini kapsayan anlaşmalar (örn. Afrika ülkeleriyle enerji ve madencilik anlaşmaları, Kuveyt ile finansal protokoller).
  3. Sektörel ve Sosyo-Hukuki Protokoller: Sağlık, tıp bilimleri (örn. Irak ile sağlık Mutabakat Zaptı), istihdam ve sosyal güvenlik alanlarını içeren anlaşmalar.

Bu anlaşmalar, Türkiye’nin tarihsel olarak imzaladığı uluslararası çok taraflı sözleşmeler (Cenevre Protokolü, Kellogg-Briand Paktı, vb.) ve ikili anlaşmalar (Lozan Antlaşması, Ankara Anlaşması) üzerine kurulu yasal mirasıyla süreklilik arz etmekle birlikte, jeopolitik riskleri yönetme ve ekonomik çıkarları çeşitlendirme motivasyonuyla farklı coğrafyalara odaklanmaktadır.

III. Savunma ve Askeri İşbirliği Ekseninde Yükseliş

2020-2025 dönemi, askeri ve savunma sanayii işbirliği anlaşmalarının, Türkiye dış politikasının en kritik ekonomik ve stratejik kaldıracı haline geldiği dönemdir.

A. Savunma Sanayii İhracatının Katalizör Rolü: 2020-2025 Dönemi Hacmi ve Büyüme

Savunma sanayii ihracatı, diplomatik ilişkilerin derinleşmesinde kilit rol oynamıştır. Bu dönemin zirvesi, İstanbul’da düzenlenen IDEF 2025 Savunma Sanayii Fuarı’dır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı verilerine göre, IDEF 2025 kapsamında toplam 270 imza töreni düzenlenmiş ve bu sözleşmelerin toplam değeri 9 milyar doları aşmıştır. Daha da önemlisi, bu anlaşmaların yüzde 65’i, yaklaşık 5,85 milyar dolar değerinde, doğrudan ihracat odaklı olmuştur.

Bu hacim, savunma sanayiinin sadece yerel ihtiyaçları karşılamanın ötesine geçtiğini; ülkenin en büyük ihracat kalemlerinden biri haline gelerek uluslararası yatırım ve teknolojik güvenilirlik çektiğini teyit etmektedir. Savunma sanayii ürünleri, siyasi koşulluluk riski taşıyan Batı merkezli tedarik zincirlerinden bağımsızlık arayan ülkeler için cazip bir alternatif sunmaktadır.

B. Kritik Başarı Hikayeleri ve Ortak Üretim Modelleri

İhracat anlaşmaları, özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik ortaklıkları derinleştirmeyi hedeflemiştir.

Asya Pasifik Stratejisi: KAAN ve MILGEM Projeleri

Türkiye’nin teknolojik güvenini uluslararası alana taşıyan en somut adım, milli muharip uçağı KAAN projesinin ihracat başarısıdır. Geliştirme süreci devam eden bu ileri düzey savaş uçağının, Endonezya’ya 48 adetlik ilk ihracat sözleşmesi imzalanmıştır. Bu anlaşma, Türkiye’nin savunma teknolojisindeki yetkinliğine duyulan uluslararası güvenin bir göstergesidir ve teknolojik ihracatta bir atılımı simgeler.

Deniz platformları alanında, Ankara ve Cakarta (Endonezya), fuar kapsamında iki adet MILGEM sınıfı fırkateyn satışı için sözleşme imzalamıştır. Bu anlaşmanın tahmini maliyetinin yaklaşık 1 milyar dolar değerinde olduğu belirtilmektedir. Bu satış, Türkiye’nin yüksek katma değerli gemi inşa kapasitesini küresel pazara taşıdığını ve Güney Asya’da deniz gücü projeksiyonunu güçlendirdiğini göstermektedir. Ayrıca, Malezya’ya da Türk özel savunma sanayii şirketi Katmerciler tarafından yeni nesil EREN 4×4 zırhlı araçlarının ihracatına yönelik bir anlaşma yapılmıştır.

Yüksek Teknoloji İşbirliği ve Ar-Ge Odaklı Anlaşmalar

Savunma ihracatı, sadece satışlarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yüksek teknoloji geliştirme ortaklıklarına da odaklanmıştır. Türk SİHA üreticisi Baykar’ın, Güney Kore’nin Korean Air firmasıyla insansız hava araçları geliştirme ve ortak üretim konusunda stratejik iş birliği anlaşması imzalaması, Türkiye’nin sadece bir satıcı değil, aynı zamanda ileri teknoloji Ar-Ge ve inovasyon ortağı olarak konumlandığını teyit eder. Bu tür anlaşmalar, alıcı ülkeleri (Endonezya, Malezya, vb.) Türkiye’ye bakım, eğitim ve mühimmat tedariki açısından uzun vadeli stratejik olarak bağlamakta, 30-40 yıllık bir jeopolitik ittifakın hukuki temelini atmaktadır. Türkiye, bu stratejiyle, Batı’dan tedarik riskleri taşıyan pazarlar için güvenilir ve teknoloji transferine açık bir tedarikçi alternatifi olarak yükselişini sürdürmektedir.

Türkiye’nin 2020-2025 Dönemi Temel Savunma Sanayii İhracat Anlaşmaları

SektörÜlke/OrtakAnlaşma KonusuTahmini Değer/KapsamStratejik Önemi
Hava PlatformlarıEndonezya48 adet KAAN Savaş Uçağı İhracatıİlk ihracat sözleşmesi, milyar dolar seviyesindeİleri teknoloji ihracatında atılım, Endonezya ile stratejik ortaklık derinliği
Deniz PlatformlarıEndonezya2 adet MILGEM Sınıfı FırkateynTahmini 1 milyar dolarGüney Asya’da deniz gücü projeksiyonu, yüksek katma değerli ürün
Kara SistemleriMalezyaEREN 4×4 Zırhlı Araç İhracatıDetayları açıklanmadı (Sözleşme imzalandı)Kara araçlarında ihracat çeşitliliği, Güneydoğu Asya pazarına giriş
Ar-Ge ve Ortak ÜretimGüney Kore (Korean Air)İnsansız Hava Araçları Geliştirme İşbirliğiStratejik İş Birliği AnlaşmasıYüksek teknoloji geliştirmede uluslararası ortaklık, teknoloji transferi potansiyeli

IV. Ekonomik, Enerji ve Yatırım Anlaşmaları: Yeni Coğrafi Odaklar

2020-2025 dönemi, ekonomik işbirliği anlaşmalarının, geleneksel pazarlardan ziyade, kaynak güvenliği ve gelecekteki büyüme potansiyeli yüksek olan bölgelere yöneldiğini göstermektedir.

A. Afrika Ortaklık Politikası ve Enerji/Madencilik İşbirliği Derinliği

Türkiye’nin Afrika Ortaklık Politikası doğrultusunda enerji ve madencilik işbirliğinde önemli bir derinleşme yaşanmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamasına göre, Türkiye bu dönemde yaklaşık 20 Afrika ülkesiyle enerji ve madencilik alanlarında işbirliği anlaşmaları imzalamıştır. Bu taahhütler, sembolik ilişkilerin ötesine geçerek somut projelere dönüşmeyi hedeflemektedir. Gambiya ile de ek bir anlaşma imzalanması planlanmaktadır.

Bu stratejinin ana itici gücü, jeo-ekonomik kaynak güvenliği vizyonudur. Afrika kıtası, küresel kritik mineral rezervlerinin yaklaşık yüzde 30’una sahiptir; ancak temiz enerji tedarik zincirlerinde küresel üretimin yüzde 1’inden azını gerçekleştirmektedir. Türkiye’nin stratejisi, ortak keşif, işleme ve değer yaratma yoluyla bu dengesizliği gidermek ve uzun vadeli sanayi ihtiyacını güvence altına almaktır. Afrika ülkeleriyle kurulan ortaklıklar, yerel topluluklarda istihdam yaratılmasını, teknoloji transferini ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi amaçlayarak, sömürgeci olmayan, eşitlikçi bir kalkınma modelini öne çıkarmaktadır.

Somut yatırım örnekleri arasında, Türk uluslararası madencilik şirketleri MTA Uluslararası Madencilik (MTAIC) ve ETİ Maden’in Nijer’deki faaliyetleri yer almaktadır; bu faaliyetlerin çok yakında ilk altın üretimine başlaması beklenmektedir. Ayrıca, yenilenebilir enerji ve küçük modüler reaktörler (SMR’lar), Afrika ile işbirliğinin bir numaralı alanları olarak belirlenmiştir. Türkiye’nin mühendislik uzmanlığı ve finansman kapasitesinin, Afrika’nın muazzam güneş enerjisi potansiyelini değerlendirerek yeşil hidrojeni küresel rekabet avantajı haline getirmesine yardımcı olabileceği inancı mevcuttur. Afrika politikası, böylece kısa vadeli ticari kazançtan ziyade, küresel tedarik zinciri krizlerine karşı dayanıklılık oluşturmayı ve Türkiye’nin sanayi kapasitesini güvence altına almayı hedefleyen uzun vadeli bir jeo-ekonomik stratejidir.

B. Orta Asya ve Körfez Ülkeleriyle Kurumsal Bağların Güçlendirilmesi

Asya ekseninde, Pakistan ile imzalanan kapsamlı anlaşmalar dikkat çekicidir. İki ülke, “Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesi, Çeşitlendirilmesi ve Kurumsallaştırılması” bildirisine ek olarak, farklı alanlarda toplam 24 işbirliği anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmalar, enerji dönüşümü gibi kritik alanları kapsamakta ve stratejik yük paylaşımına yönelik bir taahhüdü simgelemektedir. Pakistan, hem Güney Asya’da kritik bir denge unsuru hem de askeri ve ekonomik platformlar için büyük bir pazar potansiyeli taşımaktadır. 24 anlaşma ile kurulan bu derin ortaklık, Türkiye’nin jeopolitik etki alanını Güney Asya’ya derinleştirmekte ve diplomatik riskleri çeşitlendirmektedir.

Finansal işbirliği cephesinde ise, Körfez ülkeleriyle kurumsal bağlar güçlendirilmiştir. Türkiye’nin Kuveyt ile dört anlaşmasının onaylanmasına dair kanunlar Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu onay süreçleri, Körfez sermayesinin Türkiye’deki yatırım ortamına çekilmesi ve finansal protokollerin hukuki zeminini sağlamlaştırma hedefini pekiştirmektedir.

Türkiye’nin 2020-2025 Dönemi Temel Çok Kapsamlı İkili İşbirliği Anlaşmaları

Ortak Ülke/GrupAna Sektörler/KapsamAnlaşma Sayısı/TürüStratejik Etki Alanı
PakistanStratejik Ortaklık, Enerji Dönüşümü, Ekonomi24 farklı işbirliği anlaşmasıDerin Askeri ve Ekonomik Bağlar, Güney Asya Ekseninde Güçlenme
Afrika Ülkeleri (Yaklaşık 20 Ülke)Enerji, Madencilik, Kritik Mineraller, Yenilenebilir EnerjiÇok sayıda İkili İşbirliği AnlaşmasıKaynak güvenliği, Yeni pazar açılımı, Küresel mineral tedarik zincirine entegrasyon
IrakSağlık, Güvenlik, İstihdam, Tıp BilimleriMutabakat Zaptı ve Güvenlik ProtokolleriKomşu ülkelerle istikrar odaklı işbirliği, Sınır ötesi güvenlik entegrasyonu
KuveytÇeşitli Alanlar4 anlaşmanın onaylanmasıKörfez’de finansal ve yatırım işbirliklerinin resmileşmesi, Sermaye akışını kolaylaştırma

V. Sosyo-Hukuki ve Sektörel İşbirliği Anlaşmaları

Yüksek profilli savunma ve enerji anlaşmalarına ek olarak, 2020-2025 döneminde insani ve idari alanlarda imzalanan anlaşmalar, ikili ilişkilerin kurumsallaşması için önemli bir zemin oluşturmuştur. Bu anlaşmalar, Türkiye’nin dış politikasının “Komşularla Kurumsallaşmış İşbirliği” modeline geçtiğini göstermektedir.

A. Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanındaki Uluslararası Mutabakatlar

Sağlık, yumuşak güç diplomasisinin önemli bir aracı olarak kullanılmıştır. Türkiye ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti arasında 22 Nisan 2024’te Bağdat’ta imzalanan ve onaylanan “Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı” buna örnektir. Bu mutabakatın temel hedefleri, sağlık ve tıp bilimleri alanında işbirliğinin geliştirilmesi, sağlık teknolojilerinin değişimi ve deneyimlerin paylaşımının kolaylaştırılmasıdır. Bu tür anlaşmalar, Türkiye’nin tıbbi kapasitesini ve sağlık turizmi potansiyelini bir dış politika aracı olarak kullanmasını sağlamaktadır.

B. İstihdam, Sosyal Güvenlik ve Güvenlik Alanındaki İkili Anlaşmalar

Irak ile güvenlik ve istihdam alanlarında yapılan anlaşmalar, komşu ülkelerle ilişkileri sadece ticari boyutta değil, aynı zamanda güvenlik ve sosyal düzen boyutunda da entegre etme çabasını göstermektedir. Güvenlik anlaşmaları, sınır yönetimi ve terörle mücadelede işbirliğini güçlendirirken, istihdam anlaşmaları yasal işgücü hareketliliğini düzenleyerek iki ülke arasındaki ekonomik bağımlılığı kurumsallaştırmaktadır.

Bu sosyo-hukuki anlaşmalar, Türkiye’nin bölgesindeki istikrarsızlığın kendi güvenliğine olan etkilerini dolaylı yoldan yönetme stratejisini yansıtır. Komşuların iç istikrarına katkıda bulunarak (örneğin sağlık işbirliği yoluyla halk sağlığı risklerini azaltarak), Türkiye kendi güvenlik ve ekonomik çıkarlarını korumaktadır. Bu model, güvenliği ve refahı bir paket halinde ihraç etme yaklaşımını simgeler.

VI. Analitik Sentez ve Geleceğe Yönelik Çıkarımlar

A. Türkiye’nin Çok Eksenli Dış Politikasının Anlaşmalara Yansıması

2020-2025 dönemi anlaşmaları, Türkiye’nin dış politikasının stratejik otonomi arayışını kesin olarak hukuki ve ekonomik taahhütlere dönüştürdüğünü göstermektedir. Geleneksel Batı güvenlik ve ticaret mimarisindeki belirsizlikler ve siyasi koşulluluklar karşısında, Türkiye, Asya-Pasifik (Endonezya, Malezya, Pakistan) ve Afrika’da güvenilir, alternatif ortaklıklar kurmaya odaklanmıştır. Bu, savunma sanayii (KAAN ihracatı) ve kaynak tedariki (Afrika madencilik anlaşmaları) gibi hayati alanlarda somutlaşmıştır.

Bu stratejik dönüşümün temelinde, diplomatik sözlerin hızla uygulamaya geçirilmesi yatmaktadır. Anlaşmaların hızla Resmi Gazete’de onaylanarak yürürlüğe girmesi, Türkiye’nin uluslararası taahhütlerini hızla operasyonel hale getirme konusundaki kararlılığını ve bürokratik olgunluğunu gösterir.

B. Riskler, Fırsatlar ve Süreklilik Analizi

Fırsatlar:

  1. Küresel Tedarik Zinciri Hakimiyeti: Savunma sanayii başarısı ve kritik minerallerdeki anlaşmalar sayesinde küresel tedarik zincirlerinde daha güçlü ve güvenilir bir konuma erişim sağlanmıştır. Afrika’da enerji ve madencilik alanında erken pozisyon alınması, gelecekteki enerji ve kaynak piyasalarında Türkiye’nin sanayi kapasitesini garanti altına alma potansiyeli sunmaktadır.
  2. Teknolojik Diplomasinin Gücü: KAAN ve SİHA gibi yerli platformların ihracatı, sadece ekonomik getiri sağlamakla kalmaz, aynı zamanda alıcı ülkelerle uzun vadeli stratejik bağlar oluşturur.

Riskler:

  1. Uygulama ve Sürdürülebilirlik Riski: Hızlı ve hacimli diplomatik aktivite (örneğin Pakistan ile 24 anlaşma), taahhütlerin takibi ve koordinasyon yükünü artırmaktadır.
  2. Jeopolitik İstikrarsızlık: Siyasi istikrarsızlık taşıyan bölgelerde (Afrika’nın bazı kısımları, Irak) yapılan büyük çaplı yatırımların (Nijer’deki madencilik faaliyetleri) uzun vadeli güvenliği ve geri dönüşü risk altında olabilir.

C. Politik Tavsiyeler ve Stratejik Yol Haritası

  1. Hukuki Takip ve Koordinasyonun Önemi: İmzalanan hacimli anlaşmaların TBMM ve Resmi Gazete onay süreçleri sonrasındaki hukuki takibinin ve sahada uygulamaya dönüştürülmesinin etkinliği kritik öneme sahiptir. Merkezi veri tabanlarının (TermAB gibi) bu süreçteki rolü güçlendirilmelidir.
  2. Sürdürülebilirlik ve Etik Standartlar: Afrika’daki madencilik ve enerji anlaşmalarında, uluslararası rekabette etik üstünlük sağlamak ve yerel halkın desteğini sürdürmek amacıyla çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) standartlarının üst düzeyde tutulması zorunludur.
  3. Sektörel Yayılım: Savunma ihracatında elde edilen başarının ve teknoloji geliştirme modelinin, sivil havacılık, uzay teknolojileri ve nükleer enerji gibi diğer yüksek katma değerli sektörlere (SMR’lar) model oluşturarak yayılması teşvik edilmelidir.

Yeni Dönemin Stratejik Sözleşmeleri; Teknoloji, Kaynaklar ve Otonomi

2020 ile 2025 yılları arasında Türkiye’nin dış ilişkiler arenasında imzaladığı ve onayladığı ekonomik, askeri ve enerji işbirliği anlaşmaları, ülkenin diplomatik tarihinde yeni bir çağın somut delillerini sunmaktadır. Bu süreç, geleneksel siyasi söylemlerin ötesine geçilerek, uluslararası ilişkilerin yeni para birimi olan somut teknoloji, kritik kaynaklar ve hızlı operasyonel sonuçlar üzerine inşa edildiği bir döneme işaret etmektedir.

Bu anlaşmalar serisi, politikaların ideolojik dayanaklardan ziyade, jeo-ekonomik gerçekliklere göre şekillendiğini kanıtlamaktadır. Batı merkezli güvenlik ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve siyasi koşulluluklar, Türkiye’yi stratejik otonomi arayışına itmiştir. Bu arayışın en keskin yansıması, savunma sanayii başarılarının ihracat anlaşmalarına dönüştürülmesidir.

IDEF 2025 fuarında imzalanan 5,85 milyar dolarlık rekor ihracat hacmi, Türkiye’nin artık sadece askeri bir pazar oyuncusu değil, aynı zamanda küresel bir teknoloji sağlayıcısı olarak konumlandığını teyit etmektedir. Özellikle Asya-Pasifik ekseninde Endonezya ve Malezya ile yapılan KAAN savaş uçağı ve MILGEM fırkateyn anlaşmaları, basit bir ticaretin ötesinde, stratejik bir bağımlılık döngüsünün başlangıcını temsil eder. Bu tür uzun vadeli sistem satışları, alıcı ülkeleri onlarca yıl sürecek bakım, eğitim ve mühimmat tedariki yoluyla Türkiye’ye bağlar; bu, teknolojik güvenin jeopolitik bir ittifaka dönüştürülmesidir.

Diplomasinin coğrafi ekseni de çarpıcı bir değişim göstermiştir. Türkiye’nin yaklaşık 20 Afrika ülkesiyle imzaladığı kapsamlı enerji ve madencilik işbirliği anlaşmaları, uzun vadeli kaynak güvenliği için atılmış en önemli adımlardır. Afrika, küresel kritik mineral rezervlerinin önemli bir kısmına ev sahipliği yaparken, küresel tedarik zincirinde düşük bir üretim payına sahiptir. Türkiye’nin stratejisi, Nijer’deki altın madenciliği yatırımlarında olduğu gibi, sadece hammadde alımına değil, aynı zamanda yerel istihdam, teknoloji transferi ve katma değerli üretime odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, temiz enerji dönüşümü için hayati olan kritik minerallere erişimi, siyasi güven üzerine kurulu etik bir işbirliği modeliyle güvence altına almayı hedefler.

Komşuluk politikasında ise yaklaşım, yüksek ticaretten kurumsallaşmış istikrarın ihracına doğru evrilmiştir. Irak ile imzalanan güvenlik, sağlık ve istihdam alanlarındaki Mutabakat Zabıtları, Türkiye’nin sınırlarının hemen ötesindeki istikrarsızlık risklerini yönetmek için bir tampon görevi görmektedir. Sağlık teknolojisi ve deneyim paylaşımı gibi sektörel işbirlikleri, komşu ülkelerin iç istikrarına katkıda bulunarak dolaylı yoldan Türkiye’nin kendi güvenliğini ve refahını korur.

2020-2025 dönemi, Türkiye’nin dış politikasındaki vaatleri hızla yasal taahhütlere (Resmi Gazete onayı ile) çevirerek uluslararası arenada stratejik otonomi kazandığı, somut ve operasyonel bir dış politika çağının habercisidir. Bu anlaşmalar, Türkiye’nin sadece güncel ekonomik zorlukları aşmak için değil, aynı zamanda 21. yüzyılın küresel kaynak ve teknoloji rekabetinde üst sıralarda yer alma iradesini göstermektedir.

Exit mobile version